Recent Posts

Pages: [1] 2
1
Batı Tesirindeki Türk Edebiyatı / Garip Akımı
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:36:24 am »
Türk Edebiyatında 1940'lara gelindiğinde, biçim açısından serbest şiire yoğun bir ilgi vardır.

Heceyi, hemen hemen yalnızca Behçet Kemal Çağlar sürdürmekte; Ahmet Kutsi Tecer, Ülkü dergisi çevresinde halk şiiri geleneğinin yaygınlaşmasına çalışmaktadır.

Ahmet Muhip Dıranas, Cahit Sıtkı Tarancı, Cahit Külebi gibi değişik çizgilerdeki şairler de serbest şiirler yazmaktadırlar. Sonradan "Birinci Yeni" olarak adlandırılacak Garip akımı bu ortamda doğar.

Eski şiire tepki olan Garip Akımı üç şairin adına bağlanır:

Orhan Veli Kanık,
Oktay Rifat Horozcu,
Melih Cevdet Anday.
Üç arkadaş Varlık dergisinde ölçüsüz, uyaksız, şairanelikten uzak yeni bir şiir akımı başlatır (1936), Bu yoldaki şiirlerini Garip adlı bir kitapta toplarlar (1911). Garipçiler adıyla anılmalarının nedeni de budur. Yeni akımı özellikle Nurullah Ataç destekler. Garip akımı birçok genç izleyici bulduğu gibi, dönemin ünlü şairlerini de etkiler. Orhan Veli'nin yazdığı "Garip" önsözü bir bakıma bu yeni şiir deviniminin bildirisidir. Ama üç ozanın birlikteliği uzun sürmez. Kitabın ikinci basımı yalnız Orhan Veli'nin şiirleriyle yayımlanır (1945). Ayrıca Orhan Veli, kitabına "Garip İçin" başlıklı ikinci bir önsöz eklemek gereğini duyar. Nitekim Garip devinimi sonraları, gerek bu nedenle, ama asıl Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ı şiiri ayrı bir çizgide sürdürmeleri sonucu Orhan Veli'nin adına bağlanmıştır.

Ayrıca bakınız -> Garip Önsözü

Garip Akımı'nın Temel Özellikleri

Ölçü ve kafiyeye karşı çıkmışlardır.
Günlük konuşma dilini şiire uygulamaya çalışmışlardır.
Mecaza, süse ve suniliğe karşı çıkıp; yalnızlığa önem verdiler.
Halk şiirinin anlatım ve deneyimlerinden faydalandılar.
O güne kadar şiirimizde kullanılmayan bir takım sözcükleri kullandılar.
Sıradan insanlar şiire konu olmuştur.
Yaşama sevinçlerini fazlasıyla şiire yansıtmışlardır.
Kaynağını batı şiirinden alan Garip akımı eskiye ait olan her şeyin karşısında olup özellikle şairane söyleyişin karşısında olmuşlardır.
Şiirde söz ve anlam oyunları bırakılmıştır.
Ama Orhan Veli'nin kendisi de kitabının ikinci basımında sanat anlayışını gözden geçirmek gereğini duyacaktır. Özellikle şiirsel gelenek, biçim konularında daha esnek bir tutuma girmiştir. Nitekim ikinci kitabı Vazgeçemediğim'den (1945) başlayarak şiirini değiştirdiği görülür. "Kimi şiirlerde akıl çizgisinden duygu çizgisine kayılır, mizah ve şaşırtma bırakılır, yer yer uyağa ve sıfata başvurulur, sözcük tekrarlarından, müzikten yararlanılır. Hepsinden önemlisi, halk şiirinin dil ve deyişine özenilir" (Asım Bezirci). En ilginç gelişme ise özdedir: Toplumcu şiire yaklaşır Orhan Veli de.

Garip akımı, gerek ilk yıllarında, gerekse sonraları, değişik sanat anlayışlarına bağlı olanlarca değişik biçimlerde değerlendirilmiştir. Geleneğe bağlı olanlar, Orhan Veli ve arkadaşlarını şiiri ayağa düşürmekle suçlarken; toplumcular, Garipçileri, toplumcu şiiri engelleyen, yozlaştırmayı amaçlayan ve küçük burjuva duyarlığını geliştirmeye çalışan bir devinimin başlatıcısı olarak gördüler. Yazın tarihçileri ise, Garip akımını genellikle yeni şiirin başlangıcı saydılar.

Bugün de bu tutumların pek değiştiği söylenemez. Ama nesnel bir değerlendirmeyle, Garip deviniminin Türk şiirinin gelişim sürecinde önemlice biryeri olduğunu söylemek gerekmektedir. Orhan Veli ve arkadaşlarının "serbest nazım" anlayışıyla şiirler yazmaları, bu alanda en çok Nurullah Ataç'tan destek görmeleri sanatın siyasal dışı tutulması eğiliminin iktidarca da desteklenmesi sonucudur. Türk şiiri yeni biçim ve söyleyiş olanaklarıyla zenginleştirilmiş, sokaktaki insanın duyarlılığına açılmıştır.

2
Batı Tesirindeki Türk Edebiyatı / Beş Hececiler
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:34:48 am »
Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu'yu ve vasat insan tipini şiire soktular. Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır. Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır.

Beş Hececiler'in Şiir Anlayışı ve Özellikleri

Hecenin beş şairi adıyla da anılan bu sanatçılar milli edebiyat akımından etkilenmiş ve şiirlerinde hece veznini kullanmışlardır.
Şiirde sade ve özentisiz olmayı ve süsten uzak olmayı tercih etmişlerdir.
Beş hececiler şiire birinci dünya savaşı ve milli mücadele döneminde başlamışlardır.
Beş hececiler ilk şiirlerinde aruz veznini kullanmışlar daha sonra heceye geçmişlerdir.
Şiirde memleket sevgisi, yurdun güzellikleri, kahramanlıklar ve yiğitlik gibi temaları işlemişlerdir.
Hece vezni ile serbest müstezat yazmayı da denediler.
Mısra kümelerinde dörtlük esasına bağlı kalmadılar yeni yeni biçimler aradılar.
Nesir cümlesini şiire aktardılar ve düzyazıdaki söz dizimini şiirlerde de görülmesi beş hececiler de çok rastlanan bir özelliktir.
Beş hececiler şu sanatçılardan oluşmuştur:

Orhan Seyfi Orhon (1890-1972),
Halit Fahri Ozansoy (1891-1971),
Enis Behiç Koryürek (1892-1949),
Yusuf Ziya Ortaç (1895-1967),
Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973).
3
Şiir Türleri / Pastoral Şiir
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:31:53 am »
Çoban ve kır yaşamını,doğa güzelliklerini anlatan şiirlere pastoral şiir denir.

Pastoral şiirlerin her türlü süsten, yapmacıktan, gösteriş ve söz oyunlarından uzak bir yapısı vardır. Bunlara bukolik şiir ( çoban şiiri) de denir.

Pastoral şiirin iki biçimi vardır:

İDİL: Bir ozanın ya da çobanın ağzından yazılıp kır yaşamının çekiciliğini, güzelliğini anlatan çobanıl aşkı yansıtan kısa şiirlere denir.

EGLOG: Birkaç çobanın karşılıklı konuşmaları yoluyla oluşturulan, aşk, kır yaşamı üzerine duygu ve düşüncelerini yansıtan pastoral şiirlere denir.

Örnek-1
Avludan geçtiğini gördü gelinin
Suya gidiyordu öğle güneşinde
Ardında bebesi yalınayak
Geride Karabaş
Tozlu yoldan
Söğütlerin oradaki çeşmeye
Yalağında bulutlar yıkanan çeşmeye (Oktay Rıfat)

Örnek-2
Gümüş bir dumanla kapandı her yer
Yer ve gök bu akşam yayla dumanı
Sürüler, çeşmeler, sarı çiçekler
Beyaz kar, yeşil çam, yayla dumanı ( Ömer Bedrettin Uşaklı)

4
Şiir Türleri / Lirik Şiir
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:31:15 am »
Duygu ve düşüncelerin coşkulu bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Lirik şiir, dünya edebiyatında en çok işlenen ve sevilen şiir türüdür. Lirik şiirler insan yüreğine seslenen, okunduğunda insanı duygulandıran, coşkulandıran şiirlerdir. Batı edebiyatında Rönesans devrim şairlerinin (Petrerca, Ronsard) daha sonra da ilke olarak içe dönüklüğü benimseyen romantik şairlerin(Lamartine, Hugo, Goethe, Schiller) duygusal ve öznel bir nitelik gösteren şiirlerin bu türün başarılı örnekleridir.

Örnek-1
Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları ( İlhan Berk)

Örnek-2

Kara dutum, çatal karam,çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem,
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın oğulum
Günahımsın vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum,
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem? (Bedri Rahmi Eyüboğlu)
5
Cumhuriyet Döneminde Edebi Dergiler / Hisar
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:29:04 am »
16 Mart 1950’de “Düşünce ve sanat” dergisi olarak Ankara’da çıkarılmaya başlanmıştır. Hisar dergisinin iyi yayın dönemi bulunmaktadır. Derginin ilk çıkarıldığı tarihten 1957’de 75. sayıya kadar devam eden bölüm ilk yayın dönemi olarak bilinir. İkinci dönem ise 1964-1980 yılları arasında çıkarılan 202 sayıyı kapsar. Bu dergi etrafında eser veren sanatçılar “Hisarcılar” olarak adlandırılmıştır ve Garipçilere tepki olarak sanatlarını icra etmiştirler.. Hisarcılara göre sanat milli bir karakter taşımalı, eskiden bağlarını koparmamalı, herhangi bir ideolojiye bağlanmamalı ve dili de Türkçe olmalıdır. Derginin yayınladığı sürece birbirinden değerli yüzlerce sanatçı yazı yazsa da en çok yazı yayımlayanlar “Mehmet Çınarlı, Nevzat Yalçın, İlhan Geçer, Turgut Özakman, Mustafa Necati Karaer, Munis Faik Ozansoy, Gültekin Samanoğlu, Mehmet Kaplan” gibi isimler olmuştur.

6
Cumhuriyet Döneminde Edebi Dergiler / Varlık
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:28:35 am »
Yaşar Nabi Nayır tarafından ilk kez 15 Temmuz 1933’te 15 günde bir yayımlanan (Daha sonra aylık olarak çıkmıştır.) dergi Türk edebiyatının en uzun ömürlü sanat dergisidir. Birçok ünlü sanatçının ilk eserleri bu dergide yayımlanmıştır. Yaklaşık 13 yıl Ankara’da yayımlanan dergi, 1946 yılından itibaren Yaşar Nabi Nayır’ın İstanbul’a taşınması nedeniyle İstanbul merkezli çıkmaya başlamıştır. Yayım yaptığı bu uzun sürede dönemlere uygun tarzda yayımlar yapmıştır. Her türlü görüşe ve fikre kapılarını açan dergi Orhan Veli’nin şiirde etkili olduğu dönemde Garip akımına uygun şiirler yayımlamıştır. Köy Enstitülerinden yetişme sanatçıların eserlerine ve onların fikirlerine de bir dönem yer vermiştir.

7
Cumhuriyet Döneminde Edebi Dergiler / Ağaç
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:27:51 am »
Necip Fazıl Kısakürek tarafından yayımlanmaya başlanan ve etrafından büyük sanatçıları toplayabilmiş bir edebiyat dergisidir. 1936’da yayımlanmaya başlanan bu dergi sadece 17 sayı kadar çıkarılabilmiştir. Sanatın her alanında yazılar yayımlanmasına rağmen daha çok şiir ağırlıklı bir dergidir.Daha çok “Milli bir edebiyat” anlayışının hakim olduğu net bir şekilde görülür. Yayımlandığı dönemdeki ünlü şairlerin bu dergiye yazdıkları görülür. Çok daha zengin bir sanatçı kadrosuna sahip olan derginin başlıca yazarları Necip Fazıl Kısakürek, Ahmet Kutsi Tecer, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ziya Osman Saba’dır.

8
Cumhuriyet Döneminde Edebi Dergiler / Kültür Haftası
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:27:21 am »
1936 yılında Peyami Safa tarafından (Aslında derginin imtiyaz sahibi Peyami Safa’nın abisi olan İlhami Safa’dır) çıkarılmaya başlanan, etrafından o dönemin büyük sanatçılarının toplandığı, toplamda 21 sayı çıkarılabilen edebiyat dergisidir. Yine bu sanatçılar tarafından daha önce yayımlanan Hafta dergisinin yerine çıkarılmaya başlanmıştır. İsminden de anlaşılabileceği gibi sanatın, edebiyatın da üstünde “kültür” kavramı üzerinde önemle durmuşlardır. Kültür üzerine önemli yazılar yazılmıştır. Edebiyatın ve tüm sanatın Türk kültürü üzerinde temellendirilmesinin savunucusu olmuştur. Peyami Safa bu dergide yazdığı yazılarında edebiyatın “Milli bir estetik” anlayışı üzerinden icra edilmesini vurgulamıştır. Bünyesinde Peyami Safa, Faruk Nafiz Çamlıbel, Ahmet Hamdi Tanpınar, Halit Fahri Ozansoy gibi isimleri barındırmıştır.
9
Cumhuriyet Dönemi Öğretici Metinler / Anı
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:23:57 am »
'Anı'nın eski karşılığı 'hatıra'dır. Edebî bir tür olarak anı, bir kişinin aklının erdiği dönemden itibaren görüp yaşadığı, kendisi ve toplum için önemli gördüğü olayları ve durumları belli bir sistem içinde yazıya döktüğü, genellikle, otobiyografik metinlere denir.

Otobiyografi, kişinin yalnızca kendisiyle ilgili bilgileri verirken anı, hem bireysel hem de sosyal anlamda bilgi içerir.


 
Günlük tutan yazar, sıcağı sıcağına o günün olay, yaşantı ve düşüncelerini aktarırken; anı yazarı, tarih olmuş eski zamanların olaylarını belleğe ya da belgelere dayalı olarak ortaya koyar. Bu bakımdan anı metinleri yalnızca hatırlanabilen, unutulmayan, kaydedilebilen olayları içerdiği için tarihi aynen aksettirmekten uzaktır, büsbütün objektif olması beklenemez.

Toplumların sosyal hayatlarında anı aktarmak önemli bir gelenektir. Özellikle yaşlı insanlar kendilerinden daha genç kimselere daha önce görüp geçirdiklerini, yaşadıkları ilginç olayları anlatırlar.

Anı yazma geleneği, Tanzimat döneminde, kimi devlet adamlarında batıdaki meslektaşlarına olan özentiden başlamış ve giderek günümüze kadar gelmiştir.

Tanzimat öncesindeki şuara tezkireleri, menakıpname, siyer, vekayi'name, gazavatname, fetihname, sefaretname gibi eserler bilinen anlamıyla birer anı eseri olmasalar da bu türe özgü özellikleri taşırlar.

Anılar konuları itibariyle genellikle siyasî ve edebî olmak üzere iki kategoride değerlendirilmektedir. Bunlar kesin sınırlandırmalar değildir. Bir siyasî anı kitabında edebî anılar da olabilmektedir. Kimi anı kitapları da toplum içinde belli özellikleriyle seçilmiş kişilerin portrelerinden oluşmaktadır.

Halit Fahri Ozansoy: Edebiyatçılarımız Geçiyor (1939),
Yahya Kemal Beyatlı: Siyasî ve Edebî Portreler (1968);
Yusuf Ziya Ortaç: Portreler (1960);
Hakkı Süha Sezgin: Edebî Portreler'i (İstanbul 1997);
Beşir Ayvazoğlu: Defterimde 40 Suret (İstanbul 1996)... gibi.
10
Cumhuriyet Dönemi Öğretici Metinler / Gezi Yazısı
« Last post by guliztas05 on October 25, 2019, 11:23:08 am »
Gezi türü için daha önceleri Arapça kökenli "seyâhat", "cevelân" gibi terimler kulla nılıyordu. Gezi notlarının kaleme alındığı eserlere ise "seyâhatnâme" deniyordu. Modern zamanlarda ise Türkçe bir kelime olan "gezi" terimi tercih edildi.

Gezi yazarı gezip gördüğü yerlerin hem kendisi hem de okuyucular için tarihî ve coğrafî açıdan ilgi çeken yönlerini, kültürel, jeolojik özelliklerini, güzelliklerini; halkının gelenek, görenek, törelerini yazar.

Dünya edebiyatının en önemli gezi yazıları arasında 13. yüzyılda Marko Polo'nun Uzak Doğu izlenimlerini içeren Seyahatnamesi ve 14. yüzyılda yaşamış Arap gezgin İbn-i Batuta'nın İslâm dünyası gezilerini konu edinen Seyahatnamesi yer alır.

1. Yurt İçi Gezi Yazıları

Aşık Cemal: Amasya Seyahatnamesi (1926).
Afet İnan: Ankara-Samsun Arasında Tarih Gezisi (1946).
Nahit Sırrı Örik: Anadolu(1939), Bir Edirne Seyahatnamesi (1941), Kayseri, Kırşehir, Kastamonu (1955).
İsmail Habib Sevük: Yurttan Yazılar (1943).
Sadri Ertem: Kıyılardan Stepe Bir Vagon Penceresinden (1943).
Ahmet Hamdi Tanpınar: Beş Şehir (1960).
Ahmet Turan Alkan: Altıncı Şehir (1992).
Yusuf Kenan Ekşioğlu: Türkiye'de Otobüsle 10.000 Kilometre (1961).
Reşat Nuri Güntekin: Anadolu Notları I, II (1936,1966).
Azra Erhat: Mavi Anadolu (1969).
Mahmut Makal: Bizim Köy (1975).
Ata Anbarcıoğlu: Gezi Anıları(II. Bölüm, tarihsiz).
Mehmet Önder: Atatürk'ün Yurt Gezileri (1975).
Taha Toros: Atatürk'ün Adana Seyahatleri (1981)...

2. Yurt Dışı Gezi Yazıları

Osmanlı Devleti, 17. yüzyıldan itibaren değişik Avrupa devletlerine elçi göndermeye başlamıştır. Bunlar ülkeye dönüşlerinde resmî raporlar halinde yazdıkları sefaretnamelerde bulundukları ülke hakkında ayrıntılı bilgiler vermişlerdir. Bunları gezi yazısı olarak da değerlendirebiliriz. Bunlardan Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin Fransa Sefaretnamesi (1720-1721) en ünlü olanıdır.
Pages: [1] 2